-TheTveT*
Fıkralar

tuna dan fıkra arşivi

  • -TheTveT*
  • 547 cevap
  • 8,9K görüntülenme
  • Sabit
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
YAŞLILIK
Bir adam, arkadaşına hastalığından dert yanıyordu:

— Hele şu sağ bacağımdaki romatiz*
manın verdiği acıya hiç dayanamıyo*
rum, dedi. Nedeni nedir, acaba?

— Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan.
Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri.

Adam:

— Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ ba* cağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor?
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
ilk fıkra benden olsun

adamın biri sekreteriyle şehir dışına toplantıya gidiomuş
hava muhalefeti sebebiyle yolda kalmışlar
arabadan inip geceyi geçirecek bi yer arıolarmış ki bi kulübe bulmuşlar
kulübede bi yatak bi keç battaniye bi de uyku tulumu varmış
sekreter yatagı almış
adam da tulumda yatıo
adam tam uyuycakken sekreter:

-ali beeeeeeeeeey ben çok üşüooom.
adam kalkıp bi battaniye vermiş

adam tam uykuya dalıoken sekreter:

-ali beeeeeeeeeeey ben çok üşüom
adam kalkıp yine bi battaniye vermiş

tam uyuycakken sekreter yine:
-ali beeeeeeeeeeeey ben çok üşüom

adam:

-burası ıssız bi yer kimse yok evliymiş gibi davransak bişi olmas heralde!

sekreter:

-oluuuuuuuur

adam:

-o zaman kalk ve kahrolası battaniyeni kendin al!
__________________
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili
önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden
birinin evine telefon etmesi gerekir. Adamın evine telefon eder ve karşı
taraftan fısıldayan bir çocuk telefonu açar:
- Alo...
Bu kadar önemli bir konuyu bir çocukla konuşmak istemeyen patron sorar:
- Baban evde mi?
Çocuk fısıldayarak yanıt verir:
- Evet...
Patron sorar:
- Onunla konuşabilir miyim?
Çocuk fısıldayarak yanıt verir:
- Hayır...
Patron şaşırarak:
- Peki annen evde mi?
Çocuk fısıldayarak:
- Evet...
Patron sabırla devam eder:
- Peki onunla konuşabilir miyim?
Çocuk yine fısıldayarak:
- Hayır...
Patron çocuğun yanıtları karşısında şaşırır ve en iyisinin bir büyükle
konuşmak olacağını düşünerek sorar:
- Orada başka kimse var mı?
Çocuk fısıldayarak:
- Evet... Bir polis memuru var...
Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen
adam sorar:
- Memur beyle konuşabilir miyim?
- Hayır... Şu anda meşgul...
İyice meraklanan patron:
- Neyle meşgul?
Çocuk fısıldayarak yanıtlar:
- Annem, babam ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor...
Meraklanan ve endişelenen patron, telefondan gittikçe artan bir gürültü
duyar ve sorar:
- Peki bu ses de ne?
- Bir helikopter...
Panikleyen patron:
- Neler oluyor orada?
Çocuk hala fısıldayarak:
- Arama kurtarma timi geldi...
Patron endişeli ve neler olduğunu bilmemenin kızgınlığı içinde:
- İyi de neyi arıyorlar?
Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak yanıt verir:
- Beni 🙂
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..." Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
- Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Einstein bir çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför,
'-Dr Einstein,' dedi, sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum.' Yaşlı adam pası almıştı.
'-Pekala,' dedi, 'şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim ve sen konuş.'
Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi:
'-Böyle basit bir şeyi sormanız gerçekten çok garip,' dedi, 'şimdi arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim.'
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
temel ile dursun, hayatlarında ilk olarak klasik müzik konserine gitmeye karar verirler. biletler alınır ve konser günü konser yeni yeni başlamışken salona girilir. temel biletin ustundeki koltuk numaralarından yerlerini bulur ve otururular.
temel bu sırada yandaki top sakallı entel bir abimize dönüp sorar:
-ha beyefendu,bu nedur da çaliiler şimdu?
-mozart'ın 40. senfonisi
-uyy!!haçan desene biz çok gec kalmişiz
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Sifon
Temel Dallas'taki kuzeni Dursun'u görmeye gitmiş. Dursun Temel'i havaalanında karşılamış. Beraberce dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış 10 metre boyunda bir limuzin! "Uyyy, amma da büyük bu, daa!" Dursun hafifçe gülmüş: "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yola çıkmışlar, Dursun'un çiftliğinin kapısından içeri girmişler. Git git bir türlü eve varmıyorlar. Temel şaşkınlık içinde: "Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!" Dursun gene hafifçe gülmüş. "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Neyse, akşam olmuş, yemek salonuna geçmisler. Salonun ortasinda kocaman bir masa. Bir ucunda Temel bir ucunda Dursun. Temel Dursun'u taa uzaktan zor seçiyor. "Uyy!" diye bağırmış: "amma büyük masa, daa!" Dursun'un sesi gelmiş "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yemekten sonra Temel'in tuvalete gitmesi gerekmiş. Dursun: - "Temelim, alt kata in, soldan üçüncü kapı" diye tarif etmiş. Temel alt kata inmiş ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun oldugu yermiş. Heryer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış: - "Sifonu çekmeyiiin!! Sifonu çekmeyiiin!"
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Babada kalacaktır
Boşanma davasında kadın, hakime talebini gerekçesi ile açıklamış:
- "Sayın hakim, çocuğun bende kalmasını istiyorum. Onu dokuz ay karnımda taşıdım."
Hakim kocaya sormuş:
- "Karınızı duydunuz. Bir diyeceğiniz var mı?"
Adam "Var tabii" demiş ve anlatmış:
- "Sayın hakim. Farzedelim ki canınız bir kutu soğuk kola istedi. Makineye parayı attınız ve kola geldi. Şimdi bu kola makinenin midir, yoksa parayı deliğe atanın mı?"
Hakim sekreterine dönmüş:
- "Yaz kızım. Çocuk babada kalacaktır..."
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Benim kim olduğumu biliyor musun?
Üniversitenin büyük amfisinde 800 kisinin katildigi bir imtihan...
Süre iki saat... Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine
imkân yok.

Cevaplari yetistiremeyen kaliyor. Bu yüzden bütün talebeler haril haril kâgit dolduruyorlar. Ama birisi agirdan gidiyor. Biraz düsünüyor biraz yaziyor.
Hiç aceleci bir hâli yok.

Derken süre doluyor. "Getirin kâgitlari çocuklar" diyor profesör ve herkes bitirebildigi kadariyla kâgidini getirip masanin üzerine koyuyor. Veren çikiyor, veren çikiyor, masanin üzerindeki kâgitlar birikiyor. Sinifta hiç talebe kalmiyor. Bir kisi hâriç. Bizim agirdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.

Böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkip kürsüye gidiyor ve kâgidini bir sonraki ders için hazirliklarini tamamlamakta olan profesöre uzatiyor. Profesör kizarak:
-Hayir! Çok geç kaldin. Artik senin kâgidini alamam...
Bizimki ters ters bakiyor:
-Sen benim kim oldugumu biliyor musun?
-Yoo, aslinda bilmiyorum. Ne olacak?
-Iyi öyleyse, diyor bizimki ve yigili duran imtihan kâgitlarinin bir kismini kaldiriyor ve araya kendi kâgidini koyup kâgitlari tekrar düzeltiyor. Sonra da:
-Iyi günler hocam, deyip profesörün saskin bakislari arasinda yürüyüp gidiyor.
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Bir iki üç iç..
Hitler'in gözü İngiltere'de ama oraya gitmesine imkan yok. Çünkü bir sürü tankı var ama savaş gemisi yok..
Bir gün yardımcıları ile Manş denizinin kıyısına geldiğinde "Denizi kurutup tankları karşıya geçirmek" gibi müthiş bir fikir geliyor aklına..
Ve hemen emir veriyor. Tüm Alman ordusu denize girecek ve denizin suyunu içip bitirecek...
Hitler emir verdimi akan sular durur.. Eline kaşık, kepçe, maşrapa alan tüm asker denize giriyor ve komutan emri veriyor.
"Bir iki üç iç..
Bir iki üç iç..
Bir iki üç iç.."
Bu komutla askerler bütün gün deniz suyunu içiyorlar ve gece olunca istirahate çekiliyorlar. Bir hafta sonra müthiş planının ne halde olduğunu görmek üzere Hitler deniz kenarına geliyor. Görüyor ki denizde bir litre bile eksilme yok.. Tam dönüp komutanlarına bağıracağı sırada karşı sahillerden bir ses duyuyor...
"Bir iki üç çişşşşş..
Bir iki üç çişşşşşş..
Bir iki üç çişşşşşş.."
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
MİT

Bilim adamları, birgün mağarada yaşı
1.582.903 olan bir İnsan fosili bulur, bu fosili istihbarat teşkilatlarını
sınamak
amacıyla kullanma
kararı alırlar.
Önce Japon istihbaratı mağaraya girer ve 15 dk sonra dışarı
çıkıp
derler
ki;

Bu fosilin yaşı 1.400.000 ila 1.600.000
arasında...
Daha
sonra CIA girer ve 12 saat sonra baya bi havali
şekilde
çıkarlar.
Bu fosilin yaşı 1.500.000 ila 1.600.000
arasında
derler...
Hemen ardından KGB girer ve sırf Amerikalılara inat içerde 2
gün
kalırlar.
49. saatte çıkar derler ki;
Bu fosilin yaşı yaklaşık olarak 1.550.000 ila
1.600.000
arasında...

En son olarak bizim MİT girer. Aradan bir hafta
geçer
mağaradan
ses
yok, 1 ay
olur ses yok, 1.5 ay olur ses yok. Mağaranın
dışında
bekleşen gazeteciler
daha fazla beklemeyip içeri girerken
bizimkilerden
biri
çıkar dışarıya... Yaka paça
dağılmış gömleğin yarısı dışarıda...
Sigarası için
bir ateş ister, sigarasını yakar, o sırada
gazeteciler
heyecanla;

İçeride çalışmalar nasıl efendim? Fosilin
yaşını
bulabildiniz mi?
Bizimki sigaradan bir fırt çeker
ve;
Fosilin
yaşı tam olarak 1.582.903 der.
Bunu duyan gazeteciler şaşkınlıkla
sorarlar
Nasıl
başardınız bunu, fosilin yaşını tam olarak nasıl
tahmin
ettiniz?
Bizimki sigaradan derin bir nefes çeker ve
derki;
Zor oldu ama "Konuşturduk
pezoyu"
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Dünyanın meshur
"think-tank"ları bir araya gelirler. Arastırma konuları önümüzdeki asırda
dünyanın hakimi kim olacaktır. Dünya kime kalacaktır. Bilgisayara bütün
ülkelerin nüfus yapısından, ekonomiye, eğitimden sağlığa ve siyasetten
askeriyeye kadar bütün bilgiler yüklenir. Uzmanlar "Dünya kime kalacak"
diye sorularını yazarlar ve "enter"e basarlar. 1 dakika sonra ekranda
büyük harflerle cevap görünür:

"Dünya Türklere kalacak."
Uzmanlar soktadır. En nihayet birisi saskınlıktan kurtulup, "neden" diye
yazar ve "enter" e basar. Bilgisayardan hemen cevap gelir:

"Bütün milletler uzaya gidecek, böylece dünya Türklere kalacak."
__________________
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Adam ve karısı sabah sabah çok kötü kavga etmişler.
Adam kapıyı çarptığı gibi gitmiş, kadın da hiç oralı olmamış.
Derken kadın evde iş yaparken birden kapı çalmış, kadın kapıyı bir açmış,
karşısında çiçekçi dükkanından gelen bir çocuk ve kucağında da 12 düzine
kırmızı gül.
Kadın seviniceği yerde "OFFF ŞİMDİ YANDIM!.." demiş.
Çiçekçi çocuk sormuş :
"Ne oldu bayan? Gülleri sevmez misiniz?"
Kadın :
"Çok severim, demiş. Ama siz bu kadar çiçek ne anlama geliyor bilmiyorsunuz!" Çocuk :
"Hayır bilmiyorum ne demek?"
Kadın :
"Bu demektir ki önümüzdeki iki haftayı sırtüstü yatmış bacaklarım havaya
dikilmiş vaziyette geçireceğim.
Çocuk şaşırmış''
"Niye ki? Evde vazo yok mu?"
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Ayşe ile Ali diye iki çacuk varmış. Bir gün battaniyeye sarılıp yatıyorlarmış. Ayşe Ali'ye sormuş:
"-Ali ben kız mıyım,erkek miyim?"
Ali:
"-Dur battaniyenin altına bakıyım"
Ali bakar ve:
"-Sen kızsın" der.
Ayşe nedenini sorar
"-Senin terliklerin pembe,benim terliklerim ise mavi"
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Adamın lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış, kaldırıma ancak
yanaşabilmiş.
Kriko, stepne, bijon anahtarı derken, birde bunların yanına talihsizlik eklenince,
söktüğü 4 adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde
kaderiyle başbaşa, kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen
bir deli, çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra
seslenir;
-Ulan salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
-Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala
düsürdüm.
-Düşündüğün seye bak! öbür lastiklerden birer tane sök hepsi 3 bijonlu
olsun.
Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve hemen ise girişir. Herseyi
tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye takılır.
Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar. Akıl
hastanesindeki adama seslenir:
-Senin ne işin var tımarhanede? diye sorar
- Biz burada 'delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil.
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Askerde İstanbul'lu bir arkadaş acemiliği tamamlamış, kura çekiyor..
Elini torbaya daldırmış, bir kağıt seçmiş.
Komutan:
- Bu mu oğlum?
Asker:
- Hayır komutanım ben Sarıyer'liyim ve sarıyer orduevini istiyorum. İçime doğdu bu kura İstanbul ama Sarıyer değil..

Demiş ve kağıdı açmadan torbaya atmış. Karıştırmış, karıştırmış ve bi kağıt çıkartmış.

Komutan:
- Evladım bu mudur?

Asker:
-Evet komutanım budur.. Kesin hissettim bu sarıyer orduevi.

Komutan kağıdı açmış ve..
-Evladım Sarı'yı tutturdun da Kamış'ı nerene sokacaksın bilemiyeceğim
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Brejnev, Küba'ya gelecekmiş. Kübalılar toplanmış, bir hoşluk yapacaklar. Ülkenin en iyi ressamına başvurmuşlar. Bir tablo yap. Adı "Brejnev Küba da" olsun diye.

Ressam:
"- Hadi oradan" demiş.
"- Ben adamı görmedim bile. Adam hayatında Küba'ya gelmedi. Şimdi ben nasıl "Brejnev Küba da" diye atmasyondan resim yaparım?"

Tesadüf bu ya. Bizim Temel, puro almaya Havana'ya gelmiş o sırada. Sıkıntıyı duymuş.

"- Ben size istediğiniz tabloyu yaparım. Bana bir sandık puro verirseniz" diye. Vermişler.

Temel bir hafta sonra, Kübalılar'ı çağırmış.

- "İşte tablonuz" demiş. Tuvalin üzerini örten bezi hızla aşağı çekivermiş. Kübalılar da donuvermişler. Tabloda, yatakta iki kişi, al takke ver külah.
- "Bu ne" diye gürlemiş, Turizm Bakanı.
- "Bu ne?.. Bu kadın kim?.."
- "Brejnev'in karısı!" demiş, Temel.
- "Peki bu üstündeki adam kim?"
- "Brejnev'in uşağı!.."
- "Peki Brejnev nerde ulan!.."
- "Brejnev Küba'da" demiş Temel!
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Buda Benden Klasik Sarısın Fıkrası

Yesil gözlü sarisinin biri kütüphaneye girmis. Dosdogru bankoya yürümüs.

'Bir hamburger, bir patates ve bir de cola istiyorum' demis.
Bankodaki adam saskinlikla sarisinin yüzüne bakmis.

Bizim yesil mi yesil gözlü sarisin adamin anlamadigini sanip bagirarak
tekrarlamis.:

'BIR HAMBURGER, BIR PATATES BIR DE COLA ISTIYORUM!'

Adam daha büyük bir saskinlikla yanitlamis:
'Hanimefendi burasi kütüphane...'

Yesil gözlü sarisin bunun üzerine
'Ohh, özür dilerim' deyip neredeyse fisildayarak:

'bana bir hamburger, bir patates, bir de cola lütfen' demis.

-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Bir sarışın, bir kızıl saçlı ve bir esmer kadın çölün ortasında arabayla yol almaktadırlar. Hava korkunç sıcaktır. Arabanın motoru birden stop eder.

İnip baktıklarında, motoru tekrar çalıştıramayacaklarını anlarlar. Mecburen çölde uzunca bir yürüyüş yapmaları gerektiğinden, her biri arabadan birşeyler alır.

Esmer, bir şise su; kızıl saçlı bir paket bisküvi ve sarışın da arabanın kapısını söküp alır. Çölde yürümeye başlarlar ve bir süre sonra dinlenmek için mola verirler.

Mola sırasında sarışın ve esmer kadınlar kızıl saçlıya döner ve niye bir paket bisküvi aldığını sorarlar.

- "Acıkırsam yerim, diye düşündüm" cevabını verir kızıl saçlı "..çölde ne kadar yürüyeceğimiz belli değil.."

Hepsi de bunun çok mantıklı olduğunu düşünür. Ve sonra sarışın kadınla kızıl saçlı olanı esmere döner ve niye yanına bir şise su aldığını sorarlar.

- "Eğer susarsam, yanımda içecek birşeyin olması gerektiğini düşündüm.." diye cevaplar esmer kadın.

Evet, bu çok akıllıca bir fikir, diye düşünür diğer ikisi. En sonunda esmer ve kızıl saçlı kadınlar sarışına dönerler ve arabanın kapısını niçin söküp aldığını sorarlar.

- "Şeyy.." der sarışın "..çok sıcak olursa pencereyi açıp serinlerim diye düşündüm de.."
-TheTveT*
Kıdemli üye
  • Katılım24 Şub 2007
  • Mesajlar2.648
  • Tepki puanı0
Üç sarışın, detektif olmak üzere polis teşkilatına müracaat etmişler.
Yapılması icap eden bir sürü imtihandan birini idare etmek de Komiser Kâzım'a düşmüş. Komiser Kâzım birinci kıza beş saniye müddetle bir dosyadan çıkarttığı bir resmi göstermiş ve "Söyle kızım" demiş "Bu bir suçlunun resmi, bu adamın bariz ne özelliği var? Bunu ileride nasıl tanırsın?"
Kız şöyle bir durmuş ve "Çok kolay" demiş "Adam tek gözlü" Komiser Kâzım resime bakmış ve "Kızım bu resim profilden, yani yandan çekilmiş. Tabi tek göz göreceksin..." demiş ve aynı resmi ikinci kıza gösterip aynı suali sormuş ve "Bana bak" diye ilave etmiş "Doğru dürüst bir cevap ver"
İkinci kız "Bu adamı tanımak çok kolay" demiş "Çünkü adamın tek kulağı var" Komiser Kâzım "Kızım" diye bagırmış "Bu resim profilden dedik yaa!...Adamın suratının öbür yanını göremiyoruz. Onun için kaç gözü, kaç kulaği olduğunu bilemeyiz..."
Kâzım üçüncü kıza "Kızım lütfen akıllı bir cevap vermeye çalış. Beni çıldırtma. Bu adamın bariz özelliği nedir, bu adamı ileride nasıl tanırsın?" diye sormuş Kız "Bu adam lens takıyor" diye cevap vermiş.
Komiser Kâzım şaşkın şaşkın resme bakmış ama adamın lens takıp takmadığını bir türlü anlayamamış. Merak etmiş adamın dosyasını açıp okumuş, dosyadaki bilgiye göre hakikaten adam lens takıyormuş.
Komiser Kâzım üçüncü kıza hayranlık içinde "Aferin be kızım" demiş "Doğru bilmişsin. Şimdi söyle bakalım bu adamın lens taktığını resimden nasıl anlayabildin?"
Kız "Çok kolay" diye cevap vermiş:
"Tek gözlü, tek kulaklı bir adamın gözlük takacak hali yok ya!!"

Benzer konular

Cevap yazabilmek için giriş yapmalı veya kayıt olmalısınız.

Şu an bu konuyu okuyanlar

0

0 üye, 0 ziyaretçi ve 0 arama motoru